YARATAN VE İNSAN 

Varolan herşey tektir ve değişik enerji titreşimi frekanslarında var olan, değişik boyutlarda yaşanan, hep aynı anda ve aynı varlığa aittir.

Uykudan uyandığında dilinin tekrarladığı bu cümle vardi. Dilindeki üzüm tadına bir anlam veremiyordu. Sanırım bilinçaltında Üzüm Salkımı`nı o kadar tekrarladı ki sonunda rüyalarında kendini üzüm bağlarında görmüştü. Ama Rabbini de görmüştü. Düşündu; neye benziyordu gördüğü. Aslında gördüğü Rab miydi, şimdi artık o kadar emin değildi. Ama gördüğü her kimse, ona sonsuz bir sevinç veriyordu. Dilindeki bu cümlenin Rabbin bir armağını olduğuna ise yürekten inanıyordu. Zaten hissedeşlerinde büyüttüğü inancı, bildiklerinden büyütüğü inancına galip geldi geleli daha özgür ve bu özgürlük içinde daha sevinçliydi. Evet bazen anlayamadığı olgular karşısında karanlığa daldığı oluyordu. Ama sabahın görkemli uyanışından sonra kocaman bir geceyi yaşamanın yanında, o karanlığın ne hükmü olabilirdi ki?

Varolan herşey tektir ve değişik enerji titreşimi frekanslarında var olan, değişik boyutlarda yaşanan, hep aynı anda ve aynı varlığa aittir. Bu cümleyi tekrar etmekten kendini alamıyordu. O, aynı varlık denen şey acaba Yaratan`mıydı? Peki o varlığa ait olanı oluşturan ve değişik enerji titreşimi altında değişik boyutlarda aynı anda deneyim yaşayan parcaçıklar kimdi? Elbetteki büyük ihtimal kendisi gibi varlıklardı. Ama bu düşüncenin hep eksik bir yani olduğunu düşünüyordu. Yaratılış içinde sadece Havva ve Ademin torunları ve onlara hizmet eden hayvan ve bitki zincirinin var olduğunu düşünmek çok yetersiz ve anlamsız geliyordu. Sanki bu şekilde düşünmek Yaratıcı`ya yakışır farkedişlere uzak kalmak anlamına geliyordu onun için.

Doğru düşünüyorsun evlat. Evet doğru düşünüyorsun, ama bu doğruluk yanlış cümlelerin içinde. Bana yakışır olan bir şey yoktur. Çünkü bana yakışmaz olan bir şey yok. Ben varolan herşey iken ikilik düşüncesi kalkar ortadan. Seninle daha önceki sohbetlerimizi düşün. İkilik sizin yarattığınız bir düşünce ve kıyas şeklidir. Bende ikilik olmadığında yaraşır ya da yaraşmaz fikri tamamen ortadan kalkar. Kötü ve iyi fikri de yok olur. Biliyorum henüz hazır değilsiniz. Ve yine biliyorum kurduğunuz toplumsal yapı, ahlak ve vicdan olgusu içinde katil ve katle uğrayan kişiler arasındaki yaptığınız ayrıma rağmen benim için ölen ya da öldürülen yoktur. Ölen de sizsiniz, öldürülen de… kötülük yapan da sizsiniz, kötülük yapılan da…

Şimdi kendini içinde bir çok ruh barındıran biri gibi gör ey oğul. Değişik kişilikleri olan bir şizofren gibi yani. Şizofrenik bir hal içindeki sonsuz sayıdaki her kişiliği de ayrı bir hal ve ayrı bir enerji titreşimi olarak düşün. Bileceksin ki o şizofren kişilik içindeki bir çok değişik kişilik birbirinden habersiz olacaktır. Şizofrenin içindeki her kimlik diğer kişiliklerinin yaptıklarından habersizdir. Ama yaptıklarından oluşan bütün sonuçlar o bütün kişilikleri barındıran ruha doğru dönüş yapar. Üzüm salkımın biraz böyle düşün.

Kafası çok fena karışmıştı. Yaratan`ın Üzüm Salkımı`nı olabildiğince kolay bir şekilde anlatmaya çalıştığının farkındaydı. Ama pes etmeyecekti. Eğer Yaratan`a aitse, Yaratan`ın kavradığını mutlaka kendi gerçeklik meteryalleri içinde uygun örneklemelerle kendisi de anlayacaktı. Üzüm Salkımı`nı illaki Yaratan`ın anladığı şekilde anlaması gerekmezdi.

Beni hoşnut ediyorsun oğul. Tam da benim istediğim şey budur aslında. Madem sen bu kadar emek harcıyorsun, ben de sen anlayıncaya kadar devam edeceğim anlatmaya. Biliyorum ki sen anladıktan sonra soru sormaktan vazgeçip öğrendiklerinden yeni şeyler yaratacaksın. Unutma; yaratıcı sonradan yaratılabilir.

Evet Yaratıcı yaratılabilir. Bunu yaratan söyledikten sonra zaten kendisine bir şey söylemek düşmezdi. Ama nasıl olacaktı bu?

Şimdi bir üzüm salkımını gözünün önüne getir oğul. Gözlerini kapat ve o salkımın şekline ver kendini. Salkımın en altında tek bir taneyi düşün. İşte o salkımın en altındaki tek tane sizin fiziksel evren olarak tanımladığınız, içinde yaşadığınız boyuttur. Sonra o tek tanenin yukarısına doğru ilerle oğul. Giderek daha çok üzüm tanesinin yanyana geldiği daha geniş katmanlar bulacaksın değil mi? Yaratılışın boyutları bunlardır oğul. Giderek genişleyen ve enerjinin daha hızlı titreştiği boyutlar. Salkımın en üstü yaratılış deneyiminin en geniş kapsamı, enerjinin en saf ama en hızlı titreştiği katmandır. Şimdi anladın mı oğul?

Bunu anlamak kolaydı. Zaten kafasında buna benzer bir model vardı. Anlamadığı şey Yaratan`ın nerde olduğuydu. Anlayamadığı şey; kendisinin nerde olduğuydu. Anlayamadığı şey kendisinin nasıl bir ilahi plan ile aynı zamanda yukarıdaki katmanlarda nasıl olduğuydu. Bu yüzden ilk sorusunu ama en kolay sorusunu hiç duraklamasızın sordu: Ey Rab sen bu en üstteki katmanda mısın ?

Hayır oğul. Ben hiç bir yerde olmayanım. Ben o Üzüm Salkımın kendisiyim. Aynı anda heryerde ama O yaratıcının yeridir diyebileceğiniz hiç bir yerdeyim. Sen benden olan O Tek olan enerjinin parçasısın.

Şimdi O Tek olan enerjiyi düşün. Diyelim ki Üzüm Salkımında 10 tane katman var. bu rakam sadece senin anlaman içindir oğul. Gerçekte sonsuzluk içinde sonsuz katman vardır. Üzüm Salkımı bu sonsuzluğun kendisidir zaten. O Tek enerji 10 parçaya bölünür. Ama eşit şekilde değil. Enerjinin en yavaş titreştiği fiziksel evren için enerjinin en düşük yüzdeliği ayrılır. Ve bu yüzde giderek katmanlar genişledikçe çoğalır. 10 katmanımız varsa enerjiyi bu katmanlara bölelim ki sen matematik kavramlarıyla daha iyi anla oğul.

O Tek olan enerji 10 katmanin en aşağısındaki katmanına enerjisinin %1 ini yollar. Ve bir sonraki katmana enerjisinin % 2 sini. Ve 5. Katmana enerjisinin %10 nu. Bu giderek büyüyen yüzdeliklerle katmanlarda aynı anda yaratım ve deneyim yapacak bedenlenmeler oluşturur. Senin bilmen gereken sey şudur; sen o tek enerjinin parçasısın. Senin aynı parçan ( yani sen olan başka bir parçan) aynı anda daha geniş katmanda daha hızlı bir enerji titreşiminde bedenlenmistir. Ki bu bedenlenmeleri senin anladığın insan kimliği bedenlenmesi olarak algılama. Fiziksel bedenlenme olduğu gibi düşünsel bedenlenme ve şimdi senin anlayamayacağı n bir çok bedenlenme şekli vardır.

Nasıl ki bir insanın ruhu vardır, bir bitkinin ruhu vardır, dünyanın da dünya üzerindeki bütün bireysel ruhların toplamından oluşan ayrı ve tek bir ruhu vardır. Ve bir yıldızın da kendi ruhu vardır. Bu ruhu da bir yıldız kümesini oluşturan bütün gezegenlerin, meteorların, kuyruklu yıldızların ruhlarının toplamından oluşan tek ve ayrı bir ruhu vardır. Daha kolay bir örnekleme ile senin yüreğinde yer almak istiyorum oğul. Bir ormanı düşün: Bir ağacın bireysel ruhu varken ormanın da bütün ağaç ve ormanı oluşturan bütün varlıkların ruhların ortaklığından oluşan ayrı tek bir ruhu vardır işte bu Üzüm Salkımı da bu anlamda bütün bireysel bedenlenmelerin ve ruhların toplamında hepsinden ayrı olan tek bir ruhu ve bilinci vardır. İşte sizin anlayamayacağı nız ve algılayamayacağı nız şekilde var olan o ruh benim ey oğul.

Ağacın anlamı ormanın içindedir. Ama ağacın tohumlanması ile orman büyür. Bu da yaratıcının yaratılması olgusunu örnekler.

Adam, binbir anlam içinde binbir parçaya bölünmüş gibiydi. Öyle değişik açılımlara doğru yol alıyordu ki kendini kaybolmuş hissediyordu. Alışmak ne önemli bir değermiş meğerse. Varolan herşeyi reddettiği halde yeni olana alışması korkunç bir azap gibi geliyordu. İnsanın kendisine ait olmayan bir düşünceden kendisine ait olmayan bir başka düşünceye yol alması arasındaki tek fark yenisine alışma süreci ve zorluğuydu belki de. Ama kendisi sadece kendisinde varolanı öğrenmek istiyordu. Ama bu bile bir alışma süreci istiyordu.

Yaratanın uzaklaştığını hissettiğinde, Yaratan`ın öğrendikleri ile kendisini başbaşa bırakmak istediğini anladı. Şimdi karşısına yeni çıkan kavramlara alışma ve onları sindirme zamanıydı. Uyku, öğrenilenlerin en iyi tekrar edildiği zemindi. Renkleri serpiştirdi yatağının üstüne, bedeni hissedişlerle iyice hafiflemişti. Uyku onu ölüm ötesindeki gerçek yaşama doğru çekiyordu. Şimdi daha gerçek olanın içindeydi artık. Gönül rahatığı ile tekrarlayabilirdi öğrendiklerini. ….
Gassan SATAR

alıntıdır