Bir sonraki durağımız  Tekirdağ  Çorlu.

Tekirdağ ilimizin ilçesi olduğu için, belki daha küçük bir yer diye düşünülebilir ancak Çorluya vardıktan sonra hiçte öyle olmadığını, anladık.

1. Türk  Hakimiyetinden Önce Çorlu
Trakya’nın ismi bölgeye de ismini veren Traklar’dan gelmektedir.  Traklar bölgeye büyük kitleler halinde gelmiş M.Ö. 4000’den itibaren akınları başlamıştır. M.Ö. 2000 yılına kadar süren ilk Trak akınları Anadolu üzerinden gerçekleşirken M.S. 1200 yılına kadar ikinci dalga Trak akınlarının ise kuzey yoluyla gerçekleşmiştir.

Bölgeye M.Ö. 1200 yılındaki Ege göçleri sonucunda Frigler, M.Ö. 800’lerde Yunan kolonileri yerleşmiştir. Böylelikle köy ve mezra olarak nitelendirilebilecek yerleşim alanlarında yaşayan bölge halkı, ilk olarak M.Ö. 7. yüzyıl başlarında şehir düzenine geçmiştir. Bu yıllarda kurulan koloni şehirlerinden bazıları zamanla gelişerek bağımsız şehir devleti haline gelmiş, Ege ve Akdeniz coğrafyası arasında bağlantı oluşturan en önemli unsur olmuşlardır. Marmara Denizi’nin kuzey kıyısında kurulan şehir devletleri arasında Bisanthe (Barbaros, Tekirdağ), Heraion Teichos (Karaevlialtı?), Perinthos (Marmara Ereğlisi), Selymbria (Silivri), Byzantion (İstanbul) bulunmaktadır.

Anadolu’nun genelinde olduğu gibi M.Ö. 546 yılında Perslerin idaresine giren Trakya, M.Ö. 430-281 yılları arasında Odrys Krallığı tarafından idare edilmiş, M.Ö.340 yılında Makedonya Kralı İskender tarafından fethedilmiştir.. M.Ö. 281-212 yılları arasında ise Keltlerin (Galatlar) bölgede hakimiyet kurdukları görülmektedir.

M.Ö. 168 yılında bölgede güç kazanan Roma İmparatorluğu idaresinde Trakya Krallığı oluşturulmuştur. Roma idaresinde bağımsızlaştırılan sahillerdeki Yunan kolonileri, iç bölgelere yerleşerek yeni köy ve kasabalar kurmuşlardır. Helen kolonileri tarafından kurulan önemli yerleşim yerlerinden biri de Çorlu olup Çerkezköy arazisinde çiftlikler ve ağıllar yer almıştır.

MS 395 yılında Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesinden sonra Çorlu Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu’nun sınırları içerisinde kalmıştır.  MS 7. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’na ait topraklar thema (kolordu) adı verilen askeri bölgelere ayrılarak İmparatorluğun Eyalet idaresine uzun yıllar damgasını vuracak bir sistemin temelleri atılmıştır. Oluşturulan themalardan biri de Thrakia Theması’dır.

Bizans İmparatorluğu’nun bölgedeki askeri açıdan önemli kalelerinden biri, Çorlu (Tzirallum/Tzirallun/ Tzirallon)’dur. Burası Bizans tarihi içerisinde önemli olaylara da tanıklık etmiştir. Mesela Aleksios Komnenos’un imparatorluğa yükseltilmesi, Çorlu toplantısında ele alınmıştır. İstanbul’da 1204 yılında kurulan Latin Devleti’nin idaresinde kalan bölge daha sonra 1247’de Bizans İmparatorluğu tarafından geri alınmıştır.

2. Türk Hakimiyetinde Çorlu

2.1. Osmanlı Hakimiyetinde Çorlu

Trakya’da ilk Osmanlı fetih hareketleri, Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa tarafından başlatılmış, 1357 tarihinde Gelibolu, Konur, Bolayır, Malkara ve Tekirdağ yöreleri ile birlikte Çorlu’da Osmanlı idaresi altına girdi. Ancak 1359 yılında Süleyman Paşa’nın av sırasında attan düşerek ölmesi üzerine buraları tekrar Bizans İmparatorluğu’nun idaresine girmiştir. Orhan Gazi Bursa’da bulunduğu sırada Şehzade Murad’da Trakya bölgesinde fetih hareketleri yapıyordu. 1361 yılında Çorlu ve çevresi tekrar ele geçirildi. Çorlu’nun ele geçirilmesinden sonra Şehzade Murad bölgede fetih hareketlerinde bulunurken Bursa’dan babasının vefat ettiği haberinin gelmesi üzerine Bursa’ya giderek tahta geçmiştir. Tahta geçen Sultan I. Murad’ın ilk işlerinden biri de Edirne’nin fethi olmuştur. Edirne’nin fethinden sonra Sultan I. Murad Anadolu’da baş gösteren Karaman ve Eretna tehdidi yüzünden 1365 senesine kadar Anadolu’da kalmış ve Bursa’dan devletini idare etmiştir. Bu tehditlerin halledilmesinden sonra ise tekrar Rumeli’ye yönelmiştir. Bu arada Anadolu’dan Türkmenler bölgeye yerleştirilerek Türk hakimiyeti pekiştirilmiştir. Sultan Murad’ın I. Kosova Muharebesinde Miloş Kobilovic tarafından şehit edilmesinden sonra tahta Yıldırım Bayezid geçti. Sultan Murad’ın cesedi daha sonra Bursa’ya getirilerek defnedildi. Sultan I. Murad’ın Çorlu’yu ele geçirdikten sonra yıktırdığı kaleyi Bizanslılar fırsattan istifade tamir ederek tekrar ele geçirdiyse de Yıldırım Bayezid tekrar kaleyi zapt etmiştir. Bundan sonra Çorlu ciddi bir Bizans tehlikesi geçirmemiş ve Türk hakimiyeti pekişmiştir.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Çorlu’dan şöyle bahsetmektedir: Çorlu Kalesi’nin durumu; Kurucusu Yanko ibn Madyan’dır. İlk önce 720 (1320) tarihinde Edirne fatihi Gazi Hüdavendigar fethidir. Yerlere kadar yıkılmıştır. Kendileri Kosova’da şehit olduktan sonra küffar yeniden tamir edip ( ) yıl ellerinde kalmıştır. Daha sonra  ( )  tarihinde Yıldırım Bayezid Han feth edip bütün duvarlarını yıkmıştır. Hala yapı kalıntıları Çorlu şehrinin kuzey tarafında bellidir. Daha sonra  ( ) tarihinde Fatih Mehmed Han feth etmiştir. Edirne hakimi hükmünde 150 akçe şerif kazadır. Ve nahiyesi 30 parça köydür. Kethüdayeri, yeniçeri serdarı, muhtesibi ve yeniçeri kolluğu yasakçıları vardır. İsimlendirilmesinin sebebi odur ki; Koca Gazi Hüdavendigar bu kaleyi feth etmede zorluk çektiğinden “Şu Çorlu dahi feth olmadı” demiştir. Fethedildiğinde ismine çorlu (hastalıklı, dertli) dediler. Gerçi yayla yerde havası tatlı yerdir ama genellikle Çorlu halkı çorlulardır, ama padişah seferi olduğunda her memleket halkının birer çeşit oran (haykırış) derler isimleri vardır. O isim ile birbirlerini çağırıp çadırlarını, tabilerini ve adamlarını bulurlar. Haleb diyarının oranı “Ya ahad”dir. Diyarbakır’ın “Amid”dir. Bu Çorlu’nun oranı olan “Bey” çağrılır, Çorlu çağrılmaz. Eski şehirdir. Kefere zamanında bunda bir deyr-i metin var idi. Sarı Saltuk orada makam edinmekle onun şerefiyetine bu şehir gayet bakımlı ve şenlik idi. Hala nice bir yerde yapı kalıntıları açık seçik bellidir, ama şimdi Osmanoğlu elinde tamamı 3.000 kiremit örtülü altlı üstlü kargir mamur binalardır. Ve toplam 15 Müslüman mahallesi ve 15 kefere mahallesi sayılır, ta kefere zamanındaki imaretten kalmış keferelerdir. Müslüman mahallelerin anlatılması: Evvela Arabacıbaşı Mahallesi, Muslihiddin Efendi Mahallesi, Keçecizade Mahallesi, Abbaszade Mahallesi, Karacaahmed Sultan Mahallesi, Burhanzade Mahallesi, Hisar Mahallesi, Hacı Gani Mahallesi, Mustafa Efendi Mahallesi, Odunpazarı ve ( ) mahallesi. Meşhur ve bakımlı mahalleler bunlardır. Ve her bir mahallede birer mescit vardır, ama üç yerde Cuma namazı kılınır, kalabalık cemaate sahip büyük camiler vardır.

Havası gayet tatlıdır. Bağları vardır ama üzümü pek beğenilmez. Beğenilenlerinden; peyniri Rum, Arap ve Acem’de meşhurdur. Hatta küçük küçük Çorlu peyniri, dil peyniri ve kaşkaval peyniri ve Kemal katığı peynirine benzer, ne Midilli peynirine ve ne Şam karişesine (ekşimik) benzer. Padişahlara ve bütün diyarlara hediye gider bir tür Çorlu’nun kaşkaval peyniridir ki Mısır’ın cübin-i halumu (halum peyniri) onun yanın da sanki Varna peyniridir. Zira bu Çorlu ovalarında nice kere yüz bin sürü koyunları var. Hepsi yeşillik vadinin nice bin çeşit otlarından ve yeşilliklerinden otlayıp süt hasıl edip ondan peynir ederler: Büyük düzlük geniş ovalardır ki halk arasında “İlahi seni Çorlu kırında pitireyim?” derler. Bu söz halk arasında atasözü olmuştur. Ve bu şehrin halkı gayet ikram sahibi adamlardır ve nice bin sürü koyun sahipleridir. Ve bu Çorlu şehrinin kıblesinde Marmara denizi kıyısında Tekirdağı şehri bir konaktır ve kuzey tarafında Kırkkilise (Kırklareli) şehri de bir konaktır. Batı tarafında Edirne dört konaktır ama dört tarafı gayet bakımlıdır.

3. Osmanlı Arşiv Belgelerinde Çorlu

3.1. Osmanlı Padişahları ve Çorlu

Fatih Sultan Mehmed Osmanlı Devleti’nin 7. padişahı olarak 1451 yılında tahta geçti ve 30 yıllık bir hükümdarlık süresinden sonra 1481 yılında hayatını kaybetti.

Fatih Sultan Mehmed’in hiç şüphesiz en önemli faaliyeti İstanbul’un fethi olmuştur. 1453 yılında İstanbul’un fethedilmesinden sonra adına cami ve külliye yaptırmıştır. 1470 yılında tamamlanan Fatih Cami ve Külliyesi Vakfının giderlerini karşılamak üzere Çorlu gibi birçok yerde vakıf arazileri bulunmaktaydı. Ayrıca Fatih Sultan Mehmed zamanında yapılan Çorlu’nun ilk camisi olma özelliğine de taşıyan Fatih Cami (Ebulfeth Sultan Mehmed Han Camii) ile ilgili olarak Osmanlı Arşiv belgelerine şunlar yansımıştır:

İstanbul’daki Ebulfeth Sultan Mehmed Han Camii, Türbesi ve imareti evkafı için İstanbul Rumiyan, Ermeniyan ve Gebran cizyesi malından beher ocaklık olarak tayin edilen meblağın Çorlu ve Ereğli Beytülmal Mukataası’ndan mahsub edilmesi talep edilmektedir. Yine aynı vakfın mülhakatından Rumeli’de Ereğli Mukataası’nın verimsiz olması sebebiyle üç sene müddetle Çorlu Mukataası ile birlikte el-Hac Ahmed’e iltizam olunması emredilmiştir. Vakfa yapılan kanunsuz müdahaleler bağlamında ise, Sultan Mehmed Han-ı Gazi Vakfı’nın Ereğli, Silivri, Tekirdağ, Çorlu ve Rodosçuk’daki vakıf gelirlerine kanuna ve nizama aykırı olarak yapılan müdahalelerin önlenerek bu gelirlerin vakıf tarafından tahsilinin sağlanması emredilmiştir. Yine Sultan Mehmed Han-ı Gazi Vakfı mukataatından Çorlu maa, Ereğli ve Çanta ve tevabii köyleri ahalileri yükümlü oldukları vergileri verdikten sonra hiçbir taraftan bunlara müdahale edilmemesi emrini hâvî Çorlu kadısına ve yapağıcı ustasına hüküm verilmiştir.Bir başka belge de Sultan Mehmed Han Vakfı adına Hazine-i Amire’ye teslim edilen Çorlu’daki beytülmal-i kefere mukataası hissesi akçesinden mevacib taksiti tesviyesine dair tahvil tezkiresi verilmiştir.

1762 yılına gelindiğinde Çorlu’da bazı mahalleri köhnelenen ve tamire muhtaç olan Ebulfeth Sultan Mehmed Han Câmii’nin lüzumsuz masraf yapılmamak kaydıyla tamir edilmesi emredilmiştir. Yine aynı caminin 1892’de tekrar tamir edilmesi için emir yazılmıştır.

1809 yılında Sultan Süleyman Vakfı’ndan Çoksekban mukataası dahilinde Yakublu Çiftliği ile Sultan Mehmed Vakfı’ndan Silivri ve Çorlu arasında Bosna Çiftliği arazisinin vakfa terki ve eşya, hububat, ağnam ve sair hayvan ve aletlerinin tersane masraflarına tahsisi uygun görülmüştür.

Fatih Sultan Mehmed’in 1481 yılında vefatından sonra tahta geçen Sultan II. Bayezıd zamanı nispeten sakin geçmekle birlikte Çorlu için önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Çünkü babasına karşı isyan eden Yavuz Sultan Selim Çorlu yakınlarında Uğraşdere mevkiinde yaptığı savaşı (1511) kaybetmesine rağmen padişahlığa giden yolu burada açılmıştır. Yoğun baskı altında kalan Bayezid tahtı oğluna bırakmak zorunda kalmış ve Nisan 1512 Yavuz Sultan Selim Osmanlı Devleti’nin dokuzuncu padişahı olarak tahta geçmiştir. Çorlu’da savaşı kaybetmesine rağmen padişahlık yolu açılan Yavuz Sultan Selim kısa süren yaklaşık 8 yıllık padişahlık hayatı yine Çorlu’da yakalandığı amansız bir hastalık neticesinde 1520 yılında sona ermiştir. Sırtında çıkan ur sebebiyle Çorlu’da 40 güne yakın tedavi görmüşse de hayata gözlerini burada yummuş ve yerine tek oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman uzun süren saltanatı boyunca (1520-1566) pek çok vakıf, cami ve hayrat yaptırmıştır. Özellikle Mimar Sinan’ın yaptığı eserler Osmanlı Devleti’nin ihtişamını daha da artırmıştır. Kanuni Sultan Süleyman devletin sınırlarının ulaştığı her yerde hayır eserleri bırakmıştır. Balkanlardan, Arabistan yarımadasına, Kuzey Afrika’ya kadar pek çok eser bırakmış, Mescid-i Aksa ve Kabe’nin tamiratlarını gerçekleştirmiştir. Kanuni Sultan Süleyman Çorlu’ya da Cami, imaret, mektep, hamam, aşhane ve su yolları yaptırmıştır. Çorlu suyu üzerine bir de köprü inşa ettirmiştir.

1573 tarihli bir belge de Sultan Süleyman’ın Çorlu kasabasına getirttiği suyun kırsal alanlardan geçen kısımlarında suyun her iki tarafından dörder zira (yaklaşık 2,5 metre) arazinin ektirilmemesi ve bu su yollarının muhafazası için Çorlu kadısına hüküm yazılmıştır.Yine aynı yıl Vize beyine de hüküm yazılmış ve su yollarının tamiri için 6 kişinin görevlendirilmesi emredilmiştir.1762 yılında ise Çorlu’da Kanun-i Sultan Süleyman’ın yaptırdığı cami, imaret, mektep, aşhane, hamam ve su yollarının tamiri için kullanılacak olan kireç Soğucak köyünden sağlanmakta olup ancak birkaç senedir ahalinin kireç bedelini iki katına çıkarmış olması nedeniyle alınacak kirecin eski fiyat üzerinden görülmesine dair Vize müsellimi ve naibine yazı yazılmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman’ın Çorlu’ya yaptırdığı cami ve vakıf ile ilgili olarak da şu belgeler bulunmaktadır; 1585 yılında Sultan Süleyman Cami ve İmareti mütevellisinin görevini aksatması ve vakıf gelirlerinin zarara uğratılması nedeniyle bu görevin Sultan Süleyman evkafı umum mütevellisi Bali’ye tevcih edilmiştir.Yine aynı vakıfta tamirat yapılacağından 1705 yılında evkaftan olan bir handa devlete ait saman ve zahirelerin Hayrabolu’ya nakledilerek boşaltılması emredilmiştir. 1706 yılında ise vakfa bağlı Kutlofça Mukataası evkafı reayasının muaf ve müsellem olmak üzere zabt olunur iken istilalardan dolayı mukataanın harab ve hanelerinin yandığı ve yerlerine gelen reayanın da firar ettiklerinden ağnam vesair vergilerden muaf tutulmalarını talep etmişlerdir. 1769 yılında Sultan Süleyman Camii Hatip ve Vaizi olan Dürrizade İbrahim Efendi’nin vefatı üzerine yerine Ahmed Efendi tayin edilmiştir. Yine aynı yıl Sultan Süleyman’ın Çorlu Nehri üzerinde inşa ettiği köprüyü tamir eden Ali Ağa’nın Ergene köprüsünün tamirine de görevlendirilmiştir.Kanuni Sultan Süleyman’ın Çorlu’da yaptırdığı Camive su membaları 1897 ve 1898 yıllarında tamir edilmiştir.

Osmanlı Devleti’nde avcılık çok gelişmiş, teşkilatlanmış ve ülkenin her tarafında yaygınlaştırılmıştır. Kuruluş devri Osmanlı padişahları sürek avlarına zağarcılarla birlikte çıkmış, daha sonra padişahın yanında ava çıkma imtiyazı saray avcılarına geçmiştir. 1478 yılına kadar bunların âmiri şahincibaşı iken bu tarihten sonra Enderun’daki “hâne-i bâzyân” da denilen doğancı koğuşunun âmiri doğancıbaşı olmuştur. Ava düşkünlüğü ile bilinen Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’dan olma oğlu II. Selim’de (Sarı Selim)Çorlu ve civarında ava çıkmaktadır. 1568 tarihli bir belge de Padişahın bu kışı Çatalca, Çorlu ve Kemer’de ava çıkacağından o civardaki av yerlerinin korunu kimseye tazı ve doğan avlattırılmaması emredilmiştir.Yine 1571 tarihli bir belge de Padişahın bu sene Edirne’de kışlayacağı belirtilerek Çorlu’daki Umurca ve Kemer menzillerinde bol miktarda zahire hazırlanması istenmiştir. 1573 tarihli başka bir hüküm de Çorlu tarafına ava çıkacak olan padişah maiyeti için konak mahalli tayin olunan Halkalı Menziline arpa, ot, saman, odun vesair zahirenin hazır edilmesine dair İstanbul kadısına yazılmıştır. Bir sureti de Çorlu kadısına gönderilmiştir. Ayrıca Çorlu civarına ava gidecek olan padişah için birer kasap, bakkal, nalbant ve aşçı gönderilmesine dair bir hüküm de İstanbul kadısına yazılmıştır.

Padişah II. Selim (Sarı Selim) döneminin bir önemli belgesinden, Şehzade Murad’ınannesinin mülkiyetine verilen Çorlu’nun Kadıoğluköyü’nde köyün bilir kişileri ve arazi ile alakalı olanlarıyla birlikte eski sınır alametlerinden zayi olanlarının yenilenmesi ve sınırlarının yeniden tespit edilerek mahkeme siciline kaydedilip bir suretinin de İstanbul’a gönderilmesine dair Çorlu ve Bergos kadılarına hüküm yazıldığı görülmektedir.

Sultan III. Mehmed döneminden bir belge de Padişah’ın Çorlu gaziliğinden reayası olup seferden döndükten sonra on üç kişinin doğancı yapıldığı bunların dışında doğancılık iddia edenlere itibar edilmeyip vermeleri gereken vergilerin kendilerinden tahsil edilmesi emredilmiştir.

Sultan I. Abdülhamid’in oğlu olan Sultan II. Mahmud 20 Temmuz 1785 tarihinde dünyaya geldiğinde Çorlu’da dualar edilip şenlikler yapılmıştır. Sultan II. Mahmud dönemine ait bir belge de ise Kanuni Sultan Süleyman tarafından Çorlu’da yaptırılan dokuz adet çeşme ve iki adet caminin şadırvanı ile su yollarının tamirinin tamamlanmak üzere olduğu ve Sultan Mahmud için yeni bir çeşme yaptırılacağına dair padişahın hatt-ı hümayunu mevcuttur.

Sultan II. Abdülhamid zamanında Çorlu’da Türbedere, Velimeşe, Veli ve Kızılpınar ve diğer bazı köylerde inşa edilip Sultan Mustafa, Sultan III. Mehmed, Sultan Ahmed, Sultan II. Osman ve Yavuz Sultan Selim adları verilen camiler için Mekteb-i Sultani Farisi Muallimi Feyzi Efendi’ye yazdırılan metinler padişaha arz edilmiştir. Bu belge de adı geçen köy ve cami isimleri şunlardır:

–         Velimeşe köyünde Sultan III. Mehmed Camii

–         Türbedere köyünde Sultan Mustafa Camii

–         Ferecik köyünde Sultan III. Murad Camii

–         Sarbdere köyünde Sultan II. Bayezid Camii

–         Kızılpınar köyünde Sultan II. Osman Camii

–         Bodime (Podima) köyünde Kanuni Sultan Süleyman Camii

–         Koyuntepe köyünde Yavuz Sultan Selim Camii

–         Selimiye köyünde Sultan II. Selim Camii

–         Veli köyünde Sultan Ahmed Camii

Yine 1894 tarihinde Çorlu Emlak-ı Hümayun köylerinde Velimeşe, Türbedere, Veli ve Kızılpınar köylerinde yaptırılıp Sultan Mustafa, Sultan III. Mehmed, ve Sultan II. Osman adları verilen camilere konulmak üzere hazırlanan tarihler Sultan II. Abdülhamid’e takdim edilmiştir. Sultan II. Abdülhamid dönemine ait bir başka belge de ise 1908 yılında Çorlu’da Padişah tarafından Hazine’ye verilen Emlak-ı Hümayun Şubesi binasını askeriyeye tahsis edilmiştir.

1910 senesinde Sultan Reşad Çorlu’da Kanuni Sultan Süleyman Medresesi civarında ahali yardımıyla temeli atılıp inşasına başlanılan İbtida Mektebi’nin ismine Kanuni Sultan Süleyman ismini vermiş ve bu mektep için elli lira bağış yapmıştır. 1911 senesinde Çorlu kasabası kenarında iskan edilen muhacirlerin teşkil ettikleri mahalle padişahın ismine izafetle Reşadiye ismi verilmiştir.

www.corlu.bel.tr/