10 Nisan 2018 - Gezi Rehberi

Hoşgeldin, ziyaretçi! [ Kayıt Et | Giriş YapRSS Feed

Bu Kadar Sevebilirmisiniz

| Güzel Yazılar | 10 Nisan 2018

Bu Kadar Sevebilirmisiniz

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez….

Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta.

O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler.

Gençtiler, çok genç…

Bir birileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar.İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında….

Sırf bir birilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra…

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu…

Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar.

Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular.

Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki…

Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü…

Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, “bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur” diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler…

“Senin için ölürüm” derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma “Hayır, ben senin için ölürüm” diye yanıt verirdi hep…

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın,

“Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak….” Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, “Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma”

Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı…

Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten…. Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler.

Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.

Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı.Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde “satılık” levhası asılı olan. “Ne dersin, bu evi alalım mı?” dedi adama. “Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız.

Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı…” “Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?” diye yanıt verdi adam.

“Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı…

Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık.

“Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla.

Gözyaşları içinde kucaklaştılar hava alanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın.

Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: “Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut…

“Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir.

Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, “Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat” diye dil döktü boş yere…

Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği…

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, “Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım” diye sözünü kesti arkadaşı. “O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen.

Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya….”- “Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları” diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı….

Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı…

Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi.

İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, “son bir kez kucaklamak isterim seni” diyecek oldu ama kadın, “defol” dedi nefretle…

İlk celsede boşandılar…

Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.

Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu.

Aradan bir yıl geçti…

Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü.

“Sen, buraya ne yüzle geliyorsun” diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. “Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.”

dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı:- “Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.

Geçen yıl Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu.

Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı.

Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı.

Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi…”Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu.

Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, “Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem” diyordu… Sırayla okudu; “Seni çok sevdim”, “Seni sevmekten hiç vazgeçmedim”, “Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.”

“Fakat benim için ölmeni istemedim” “Şimdi bana söz vermeni istiyorum.” “Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?” son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın…

Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:”Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım….”Ömer KÖROĞLU – Bu Kadar Sevebilirmisiniz.

Alıntıdır

19 toplam görüntüleme, 0 bugün

Elele tutuşacak dostalarınız olması dileği ile

| Güzel Yazılar | 10 Nisan 2018

Bir yaz günü, plajda oturuyor, kumlarla oynayan iki çocuğu seyrediyordum. Her ikisi de, deniz kıyısında, kapılarıyla, kuleleriyle, tünelleriyle kocaman bir kale yapmak için beraberce harıl harıl çalışıyorlardı.

Kale neredeyse tamamlanmışken , büyük bir dalga gelip kaleyi bozdu. Her şey,  bir anda ıslak bir kum yığınına dönüşmüştü.

Bütün uğraşlarının bir anda gözlerinin önünde yok olduğunu gören çocukların göz yaşlarına boğulmalarını bekliyordum. Ama çocuklar beni şaşırttı.

Ağlamak yerine, ikisi de kalkıp el ele tutuştular ve gülerek kıyıdan biraz daha uzaklaşıp yeni bir kale yapmaya giriştiler.

Çocukların , o anda bana önemli bir ders öğrettiklerini fark ettim.

Yaşamımızdaki her şey, yapmak için üstünde çok zaman ve enerji sarf ettiğimiz her karmaşık yapı , aslında kumdan yapılmışlardır.  Sadece başka insanlarla kurduğumuz ilişkiler ayakta sağlam kalabilir.

Er ya da geç, bir dalga gelip, kurmak için yoğun çaba sarf ettiğimiz çalışmaları anında yıkabilir. Böyle bir durum karşısında, sadece yanında tutacak bir eli olan insan gülümseyebilir….

Rabi Harold Kushner

28 toplam görüntüleme, 3 bugün

Hayatın iniş ve çıkışları vardır.

| Güzel Yazılar, Kıssadan Hisse | 10 Nisan 2018

Hayatın iniş ve çıkışları vardır. Çoğumuz bu oyuna kapılır gideriz. İşler yolundayken kendimizi mutlu hissederiz, bozulunca üzülürüz. Yaşama bu tür bir yaklaşım güçsüz bir yaklaşım biçimidir. Dalgalarla sürüklenen dal parçası gibisin demektir. Akıntıya göre gidersin. Şu anda bir yönde gidiyorsun, bir sonraki anda başka bir yöne. Oysa yaşam oyununu iyi oynamanın yolu, tüm yargılardan olabildiğince kurtulmak ve hafiflemektir.

Ve şöyle doğal bir duruşu gerektirir: “Başıma gelen her şey güzeldir. Kusurlu oluşumuz, yaptığımız yanlışlar ve onlardan aldığımız dersler yaşamımıza anlam katar…”    Başarılı olmak, daha çok şey yapmakla değil, daha çok şey olmakla ilgilidir. Aslında biz yaşamda istediğimiz yere varıyor değiliz, gerçekte olduğumuz şeyi gün yüzüne çıkarıyor ve onu madde dünyasına indiriyoruz.

Doğu Bilgeleri der ki;   “Yaşamında sevmediğin, sinir olduğun ve sıkıntıya girdiğin şeylerin hepsi şu andaki sınıfında öğrenmen gereken dersleri içeren araçlardan başka bir şey değildir. Bu sınıfı geçmelisin ki bir sonrakine başlayabilesin.”   Özünde bütün insanlar iyidir. Saldırmak, suçlamak, yargılamak yerine koşulsuz sevgi ve anlayışa ulaşmayı hedef edindiğimizde, daha yüce ve aydınlanmış tepkiler vermek zorunda kalır, eskiden olduğu gibi davranmayı kendimize yakıştırmamaya başlarız. Yüreğinde gerçek sevgiyle karşılaşan hiçbir insan, yüreğinden uzak kalmaya dayanamaz. Işık girdiğinde, bütün gölgeler yok olur.

Değişim
Biz davranışlarımızı değiştirdiğimizde, insanlar da davranışlarını değiştirmek zorunda kalırlar… Kendini değiştirmek, enerjini ziyan edip karşındakini değiştirmeye çalışmaktan çok daha iyi sonuç verir… Koşulsuz sevginin ilk temel şartı, karşı tarafı suçlamaktan vazgeçip, değişimi kendinden başlatmaktır ki, bu günümüz modern terapi yöntemlerinin de temelini oluşturur.

Olaylara ve yaşananlara bizim bakış açımızın değişmesi, olay veya kişinin değişmesinden çok daha önemlidir. Öfkeyle hareket eden ya da sevgisiz davranın bir insanın, bunun hemen öncesinde bir acı yaşadığını göz ardı etmemek, onunla empati kurmak, kendini onun yerine koymak anlamına gelir. Öfke sergileyen insanların bunu yapmalarının nedeni, incinmiş olmalarıdır. Koşulsuz sevgi incinmiş insanlara daha çok sevgi ve merhamet duymayı, şefkatimizi onlardan esirgememeyi gerektirmez mi?

“Birini bencil buluyorsan, senin içinde de biraz bencillik olmalı.” Yaşam yolculuğu, zayıf noktalarımızı bulmak, onları iyileştirmek, sonunda da evrenle uyumlu, yasalarla bütünleşen biri haline ulaşmak yolculuğundan başka ne olabilir ki?“Amacın kalıcı huzur ve özgürlükse, seçebileceğin tek yol budur.”

Koşulsuz Sevgi Her olay ve insan bir sebeple ortaya çıkar. Rastlantı diye bir şey yoktur. Bilgeliğin anlamı, hayatımızdaki insanların bizlere birer ayna oluşudur. Hepsi bizim en parlak ve en karanlık yanlarımızı yansıtır.
Bir başkasının büyüklüğünü takdir edebilmek demek, o büyüklüğü kendi içinde görebilmek demektir.
İnsanların kendi tempolarında yürümelerine ve bizimleyken gerçek benliklerini sergileyecek kadar kendilerini güvende hissetmelerine izin vermeliyiz. Koşulsuz sevginin anlamı budur; Biz onlarla aynı düşüncede olmasak bile onları dilekleri, sevgileri, hayalleri ve yapmak istedikleri konusunda yüreklendirmek, o deneyimi yaşamalarına izin vermektir.

Güçlü bir düş insana umut verir.

Unutmayalım ki bu gezegen, bizim daha iyi ya da daha kötü oluşumuza göre, da daha iyi ya da daha kötü olacaktır. Onun gidişatında hepimizin rolü var. Bizler tüm eylemlerimiz hatta düşüncelerimizle aktif katılımcılarız.  Bu evrensel gerçekleri inkar etmek ya da görmezden gelmek bize yarar sağlamaz. İnkar, gerçeği kabullenmenin acısından kurtulmak için kendine yalan söylemektir. Çünkü insanların yaşadığı en derin kişisel yenilgi, olabileceği kişiyle olduğu kişi arasındaki farktan kaynaklanır. “Dünlerin, bugünlerin içinde fazla zaman işgal etmesine izin verme.” İç dünyanı ne kadar temizlersen, dış dünyan o kadar güzelleşir ve yaşamın amacı tüm pırıltısı ile açığa çıkar.

Yaşamın amacı nedir? Yaşamın gerçek amacını bulan birine hiçbir hasım etkide bulunamaz. Nedir Yaşamın Amacı dersek ilginç yanıtlar bulabiliriz. Yaşamın amacı nedir, diye düşündüğümüzde; Neden yaşıyoruz? Biz kimiz? Ve bu gezegende ne yapmaya çalışıyoruz? Yetmiş veya seksen yıllık bir ömür; kendimizi, varoluşu ve evreni anlamak, onun yasalarını uygulamak için yeterli mi? gibi sorulara da yanıt arayan insanlar konumunda oluyoruz.
Dışarı bakan, rüya görür. İçeri bakan, uyanır Yaşamın amacı olgunlaşmak, genişlemek, büyümek, doğa yasalarını anlamaya ve uygulamaya çalışmak, özgürleşmek ve hedefe varmaktır. “Ben yaşamımın hedefini bilmiyorum ki.” demeyin; aslında iç varlığının derinliklerinde herkes hedefini bilir.

Hedefimiz; astrolojik doğum haritamızda da görüldüğü gibi doğarken hazırladığımız yaşam plânımızın gerçekleşmesidir. Yaşam plânımız önceden, yine bizim tarafımızdan tespit edilmiştir ve gerçekleşmek ister. İçinde bize ait mecburi dersler olduğu gibi ödüller, sevinçler ve yeni fırsatlar da vardır. Varoluşun ardı arkası kesilmez, dönüşümleri ve değişimleri, sanki kulağımıza evrenin en büyük sırrını fısıldar gibidir: “Kozmik süreç içindeki rolünü unutma. Sen bir enerji dönüştürücüsüsün. Ruhun senin aracılığınla her gün bir yenilenme yaratıyor ve tüm varoluşun değişimine sen de kendi ölçün kadar katkıda bulunuyorsun.”
Alıntıdır

29 toplam görüntüleme, 0 bugün

Hayata rastgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar

| Güzel Yazılar | 10 Nisan 2018

Hayata rasgele serpiştirilmis ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır. Nefes almak bayramdır mesela; Günün birinde soluksuz kalınca anlar insan…

Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık ögretir; Sevmeninkini yalnızlık… Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.

Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp “Çok sükür bugünü de gördük” diyebilmek… Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır. Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.

Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır. Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmus bir ilişkiyi bitirmek de öyle… Vuslat da bayramdır öte yandan… Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır. En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.

Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır. “Ona güvenmiştim, yanılmamışım” sözü bayramdir. Hiç aldatmayıp, aldanmamış olmak bayram… Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır. Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır. Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.

Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır. Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram… Güne gülümseyerek başlamak bayramdır. “iyi ki yanımdasın” bayram, “Her şeyi sana borçluyum” Bayram, “Hiç pişman degilim” bayram… Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.

Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır. Alnı açık yaşlanmak bayramdır; Ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram… Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.

Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler. Deseler de böyle delilik, bayram artı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.

Her gününüz bayram olsun..!”

 

 

 

alıntıdır

48 toplam görüntüleme, 4 bugün

Dünyada her şey iki adettir.

| Güzel Yazılar | 10 Nisan 2018

Dünyada her şey iki adettir.

“Dünyada her şey iki adettir. Düşüncelerimiz ikiye ayrılır: İyi ve kötü. İki gözümüzle iki türlü şey görürüz: Güzel şeyler ve çirkin şeyler. İki elimiz vardır: Sağ el vurur ve kötü işler yapar; sol el kalbe yakın olduğundan iyilik doludur. İki ayağımız vardır: biri bizi yanlış yola götürür, diğeri doğru yola yöneltir. Evet, her şey ikidir…”

Letakots Lesa(Şef Kartal), Pawnee Kabilesi

23 toplam görüntüleme, 1 bugün

Toprak ile ayna

| Güzel Yazılar | 10 Nisan 2018

Toprak ile ayna

TOPRAK bir gün aynaya dedi ki:

“Ey ayna! İmreniyorum sana!
Çünkü kim sana baksa, kendini görür;
bana bakanlar ise, sadece beni görür!”

… Ayna toprağa şöyle cevap verdi:

“Ey kara toprak, ne beyhude bir dert ile dertlenmişsin.
Bilmiyor musun? Ben bana bakanların bugününü gösteririm.
Oysa sen, sana bakanların yarınından haber verirsin….”

Bu cevap, toprağın beğenisine gitse de, tekrar dedi:

“Belli ki içimi rahatlatmak içindir sözlerin.
Söyler misin bana, sana bakanlar, hiç dönüp bakar mı bana?”

Ve ayna toprağa acı bir gülümseyişle şunları söyledi:
“Merak etme! Bana bakacak yüzü kalmayanların gözü,
hep sana döner!”

ALINTIDIR

19 toplam görüntüleme, 1 bugün

Her rüzgar savuracak bir toz bulur

| Güzel Yazılar | 10 Nisan 2018

img: dasbil.com Sdas
Her rüzgar savuracak bir toz bulur

Her rüzgar savuracak bir toz bulur,  Her hayal yaşanacak bir can bulur.  Her düş gerçekleşecek bir umut bulur.

Kolay bulunmayan tek şey güzel bir dostluktur. Zengin; çok mala sahip olana denmez, zengin kalbi olana denir.

Dost dediğinden mahrum olan kimse, ne kadar geniş servete sahip olursa olsun yine fakirdir.

Tamamı ve hırsı sebebiyle de halk nazarında hakirdir. Kalbi zengin olan kimse de ne kadar fakir olsa herkesin nazarında muhteremdir.

şacak dostlarınız yoksa iyi şeylere sahip olmanın bir zevki yoktur .in, sevilecek biri olmadığı zamanlarda bile seni sevmeli.

Sarılacak biri olmadığı zamanlarda bile sana sarılmalı, dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı, Dost dediğin fanatik olmalı, bütün dünya seni üzdüğünde bile sana moral Vermeli, Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli Ve ağladığında seninle ağlamalı, Ama hepsinden daha çok, dost matematiksel olmalı!

Sevinci çarpmalı, Üzüntüyü bölmeli, Geçmişi çıkartmalı, Yarını toplamalı..Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı.

Herkes bir dost ister, ama hiç kimse bir dost olmak için çaba göstermez!Sevgi, hem alanı hem de vereni iyileştirir! Yanından iyi ve mutlu olarak ayırmayacağın hiç kimseyi yanına yaklaştırma !İyi dostluklar, hesapsız kurulur.

Tanrı bizleri DOST gibi görünenlerden korusun. Dostlarımızla dostluğumuzu daim etsin…

 

Alıntıdır

14 toplam görüntüleme, 1 bugün

Kadavradan ibaret bir gövde

| Güzel Yazılar | 10 Nisan 2018

Kadavradan ibaret bir gövde
İmlası bozuk bir cümle..
Bir de aramızdaki büyüyen özlem..
Biliyorum gelmeyeceksin…
Ne sen olabileceğim gözlerinin dibinde..
Ne ben olabileceksin yüreğimin terinde..
Ama…
Bir cümle olduk biz..
Anlatım bozukluğuna meyal verdik ise de,
Sevgiye dair alıntılanmış,
En anlamlı söz olduk biz..
Bizden doğma mutluluğu var ettik
Sevda sağnağında…
Bizden olma bir fincan umudu tazeledik
Hayat çaydanlığında…
Ey kirpiklerinden sağdığım gökkuşağı yedi rengi, Hüzünbaz hüzünleri unut..
Ayak diblerine kök salmış siyah’ı da ..
Koş yeni demlenmiş yürek demime..
Sokul ve mevzilen gözlerinde kuruttuğum kirpiklerime..
Şarkılar sustu biliyorum..Söz sırası bizde..Mutluluğumuzdan alıntı birkaç çift umudumuz var dudaklarımıza ördüğümüz..
Erişmese de ellerimiz ellerimize, bir yolumuz var özleminde yürüdüğümüz..
Sana kaç gel demiyorum..
Biliyorum hakkım değil bu..
Bırak kanlı bir savaşın içinde geçsin ömrümüz..
Çilekeş bir sonbahar yaprağına özensin gözlerimiz..
Aynı tende, aynı gölgede yürümese de mavi düşlerimiz, aynı sevdanın ıslak cümlelerinde büyüsün adımız..İlintilensin kokun Cennnetle, bize aidatlansın ayrılık…
Ne fark eder ki..Ben sendeyim…Sen bende…Bükülse de cümlelerimiz , sökülse de alfabemiz biz bir cümleyiz..
Sen ve ben…İki harf bir cümleden ibaret mutluluk…
Mutluluğuma umudumu bağışlayan,Biliyorum özlem kör topal zamanlarında ilerliyoruz..
Sen benden uzakta, ben senden ırakta yürümekteyiz..
Dışı düşsüzlüğe gebe kalmış bir sabahın koynunda boyun bükmekteyiz..
Bazen gözlerimiz nemlenmekte, bazen de özlem aramıza perdelenmekte..
Ama bırakmak yok sevgili..Mutluluk umuda gark olmuşsa, artık dönüş yok bu yoldan..
Ölüm ölümümüzü öldürmeden gitmek yok sevgili..Bırak ellerinden içmeyeyim bir bardak suyu..
Bırak gözlerinde sabahlamasın yüreğim..Uzaklarda bana ait bir cümle ol yeter..
Koynumda sonbaharları kurban edemesen de bırak yanımda hep umut ol yarınlara…
Sığlığıma / içimdeki yalnızlığa bir dirhem hayatı aşılayan,

Sus.Dikenli telleri dudaklarına getirip kanatma yaralarını..

Kavuşmamanın ızdırabına kanıp içme hüznün şerbetini..

Bak kör bir yüreğe sevgiyi öğretiyorsun..

Büyüyor içimde ölen bir çocuk..Yarım değil cümlelerim..

Mutluluk fiilinden umut deryası cümleler kuruyorum mavilere..

Rüzgarı omuzlarıma alıp bulutlara yeni göç yolları buluyorum..

Biliyorum her yol sana…

Biliyorum her söz sana..Evet zor yaşadıklarımız..

Zifiri bir karanlık ilerlediğimiz, bir ölüm kalım savaşı gögsümüzden sildiğimiz..

Bırak aramızdaki özleme bakıp durma..
Kefenle gözlerindeki ıslaklığı..
Gün vuslat zamanı..
Gün bizi bizde yaşatma anı..

Doldur gözlerine kız cocuğu hayallerini..
Yürü bana doğru harf harf..
Yürü bana doğru dua dua..
Bir de gelirken bana,
Bİr avuç maviyi çok görme sakın..

Unutma;
Özlediğim kadar Sen’sin..
Sevdiğim kadar Ben’sin..

“ Seni özlemin en güzel yanı;
Seninle her gün yeniden doğmak mavilere..
Hep nefes al emi..
Seninle hayatlansın bu hayatım….“

İsmail SARIGENE

alıntıdır

33 toplam görüntüleme, 1 bugün

Varmı böyle bir aşk!!

| Güzel Yazılar | 10 Nisan 2018

60 YILLIK MEKTUP
Buz gibi bir günde hızlı hızlı yürürken, birden ayağımın ucunda bir cüzdan gördüm…
Hemen aldım. Sahibini gösteren bir kimlik vardır diye acele acele açtım. Üç milyon TL çıktı.

Bir de buruşmuş, sararmış, eskimiş mektup.
Belli ki yıllardır, o cüzdanın içinde duruyordu. Zarf öylesi ne harap olmuştu ki.  Sadece tepedeki “İade” adresi okunabiliyordu.

Mektuba bir göz attım. Bir ipucu bulma ümidi ile.. Birden tarihi gördüm. 1950  Mektup nerdeyse 60 yıl önce yazılmış. El yazısı belli, bir kadına ait. Sol köşeye bir çiçek resmi çizilmiş.

“Sevgili Mehmet ” diye başlıyor mektup… ve

“Annesi yasakladığı için onu bir daha göremeyeceğini” anlatarak devam ediyor..
– “Ama sakın unutma, seni daima seveceğim” diye bitiyor..
İmza..Hatice !

İçimden bir ses “Bul” dedi bana “Mektubun sahibini bul..”
Milyonlarca Mehmet var. Hangi birini bulacaksın ki.. Ama tepedeki “İade” adresi ipucu olabilir.
Telefon la 118 i aradım. Anlattım…
– “Bu adrese bağlı bir telefon varsa, bana verebilir misiniz” diye..
Sustu..Gidip müdürüne sordu…
– “Var ama, size vermem yasak.. Ama sizin adınıza bu numarayı arar, sorarım. İsterlerse size bağlarım.. Lütfen bekleyin..”

Bekledim.. İki üç dakika sonra kızın sesi geldi.. “Bağlıyorum efendim..”
Karşıdaki hanıma “Hatice diye birini tanıyor musunuz ? ” diye sordum.

– “Bu evi, 30 yıl evvel, Hatice diye kızları olan bir aileden aldık.” dedi.
– “Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?..”
– “Hatice annesini bir huzurevine yatıracaktı. Oradan takip ederseniz,belki adresi bulursunuz..”
Ve huzurevinin adını verdiler.. Hemen aradım.. Yaşlı anne yıllar önce ölmüş… Ama kızına ait eski bir telefon numarası var. Belki oradan bilirlermiş…

– “Bunların hepsi aptalca aslında” dedim kendi kendime..
İçinde sadece 3 milyon TL ve 60 yıl önce yazılmış bir mektup bulunan cüzdanın sahibini aramak için bunca zahmete ne gerek var ki..

Aradım numarayı..Bir kadın cıktı orada Hatice isimli bir bayanın yaşayıp yaşamadığını sordum,

Ses “Evet, Hatice burada yaşıyor” dedi..
Gecenin saat 22 si ama hemen yola çıktım, Hatice yi görmek için..
Devasa bir binanın üçüncü katında şirin bir oda.. Gümüş saçlı, sıcak tebessümlü bir yaşlı kadın.. Gözlerinin içi ışıl ışıl ..
Anlattım olanları.. Cüzdanı ve mektubu gösterip.. Derin bir iç çekti mektuba bakarak , sonrada “Genç adam” dedi,

“Bu mektup, Mehmet ile son kontağımdı. Onu öyle seviyordum ki.. Artist gibi yakışıklıydı.

Ama ben 16 yaşındaydım.. Çok küçüğüm diye annem kesinlikle izin vermedi..”
Derin bir nefes daha..
– “Mehmet GÜLTEKİN harika bir insandı. Eger bulabilirseniz ona söyleyin lütfen.. Onu hep düşündüm.. Hep.

“Bir ufak sessizlik. Bir derin nefes daha “Ve onu hep sevdim..” İki damla yaş damladı elindeki mektuba, ıslanan gözlerden..

“..Ve hiç evlenmedim… Mehmet gibi birisini bulamadım ki..”
Hatice teyzeye teşekkür edip odadan çıktım. Binadan çıkarken danışmada beni karşılayan kız :
– “Hatice Hanım yardımcı olabildi mi size?” dedi.

“Hiç değilse bunun sahibinin soyadını öğrendim” dedim..Cüzdanı elimde sallayarak..
O sırada yanımda dikilip duran hademe bağırdı..
– “Hey baksana.. Bu Mehmet amca nın cüzdanı.. Üzerindeki bu kırmızı şeritten onu nerde görsem tanırım.. Cüzdanını hep kaybederdi zaten ,

Üç kere ben buldum, koridorlarda..”

Mehmet sekizinci katta yaşıyordu.. Ok gibi fırladım tekrar asansöre
Mehmet yatmamıştı. Okuma odasında kitap okuyordu.. Hemşire beni ve elimdeki cüzdanı gösterdi.. Mehmet elini arka cebine attı, hızla..

Sonra sevinçle :
– “Evet bu benim cüzdanım” dedi…

– “Öğleden sonraki yürüyüş sırasında kaybetmiş olmalıyım..
Size teşekkür borçluyum..”

“Hiçbir şey borçlu değilsiniz” dedim..
– “Ama özür dilerim.. İpucu bulmak için açtım ve içindeki mektubu okudum…”
– “Mektubu mu okudun?..”
– “Sadece okumakla kalmadım.. Hatice teyze yide buldum..”

– “Buldun mu?.. Nerde?.. İyi mi?.. Hala eskisi gibi güzel mi..
Söyle, lütfen söyle..” “Çok iyi.. Hem de harika” dedim, yavaşça..
– “Bana onun telefon numarasını ver. Yarın onu hemen arayacağım..” Elime sımsıkı sarıldı, O benim tek aşkımdı.. Onu öyle sevdim ki, asla evlenmedim, Çünkü bu mektup geldiğinde hayatım, anlamsal olarak bitmişti.”
Gel Mehmet amca dedim, benimle.
Asansörle üçüncü kata indik… Odanın kapısı açıktı. Hatice nin sırtı kapıya dönük televizyon izliyordu…

Hemşire ona yaklaştı, omzuna dokundu…
Hatice teyze ” dedi.. “Bu bayı tanıyor musun?..”

Gözlüklerini ayarladı bir an baktı, tek kelime etmeden..
“Mehmet” dedi, Mehmet , kapıda, kısık sesle..

“Hatice Ben Mehmet Beni tanıdın mı?..”
Mehmet ” diye yutkundu .

Hatice “İnanmıyorum.. Bu sensin.. Benim Mehmetim .
Mehmet Hatice ye doğru yürüdü yavaşça..

Sarıldılar. Hemşire hıçkırıklar içinde koridora attı kendini…

– “İşte ALLAH ın sevgisi de bu” dedim..

“Olacaksa.. Olur.
Üç hafta sonra beni huzurevinden aradılar. Pazar günü bir nikah var, huzur evin de Gelebilir misiniz? Duyduklarıma inanamadım ,

Harika bir nikah töreni idi. Hatice ve Mehmet beni nikah şahidi yaptılar üstelik.

Hatice açık bej elbisesi içinde çok güzeldi.

Mehmet de lacivert takımı içinde hala çok yakışıklı… Huzurevi onlara, bir minik daire tahsis etti…

Eğer 76 yaşında bir gelinle 79 yaşındaki bir damadı,

16 yaşında bir kız, 19 yaşında bir delikanlı havasında bir merasim di , gercekten görülmeye değer bir tabloydu.

Tertemiz, tüketmeden sevince,

yıllara inat, zamana inat,

tüketmiyen ,

hatırası bile insanın içini ısıtan,

eşsiz bir hatıra…

ALINTIDIR

11 toplam görüntüleme, 0 bugün

Sayfa 1 / 31 2 3
  • En Mükemmel Kadın

    tarafından on 17 Ağustos 2018 - 0 Yorumlar

    En Mükemmel Kadın, Çocuklarına Babalarının yokluğunda baba, olabilecek kadındır. Goethe

  • Didim Tavşan Burnu orman  Kampı

    tarafından on 3 Temmuz 2018 - 0 Yorumlar

    Didim Tavşan Burnu orman  Kampı  Aydın Orman Bölge Müdürlüğü sorumluluğunda,  Didim İlçesi sınırları içerisinde yer alan 15,87   Hektar  büyüklüğündeki Tavşan ...

  • Ailen olduğu halde yalnızlıktan yakınıp ağlıyorsan

    tarafından on 7 Ağustos 2018 - 1 Yorumlar

    Ailen olduğu halde yalnızlıktan yakınıp ağlıyorsan Paran olduğu halde onu paylaşmıyorsan, sağlıklı olduğun halde onu korumuyorsan, güzel olduğun halde kendin...

  • Didim nerede, Didime nasıl gidilir ?

    tarafından on 1 Haziran 2018 - 0 Yorumlar

    1991 yılında ilçe olan Didim, doğuda Muğla il sınırı, batıda ve güneyde Ege Denizi, kuzeyde Bafa Gölü ve Menderes Nehri ile sınırlanmış bir yarımada şeklindedir...

  • Hayattan aldığım 45 ders

    tarafından on 29 Mayıs 2018 - 0 Yorumlar

    Hayattan aldığım 45 ders Plain Dealer, Cleveland, Ohio'lu 90 yaşındaki Regina Brett'in kaleminden: Bir zamanlar, doğum günümde, "Hayattan aldığım 45 ders" baş...

  • Dim Çayı Alanya

    tarafından on 12 Haziran 2018 - 0 Yorumlar

    Dim Çayı Alanya Dim çayı Alanya ,  Antalya seyahatimizde,  Antalya'nın  turistik yerlerine Gezi turları düzenleniyordu, yine böyle bir tur   Alanya Dim çay...

Son Konular

  • En Mükemmel Kadın

    tarafından on 17 Ağustos 2018 - 0 Yorum

    En Mükemmel Kadın, Çocuklarına Babalarının yokluğunda baba, olabilecek kadındır. Goethe

  • Eğer sen, can konağını arıyorsan

    tarafından on 13 Ağustos 2018 - 0 Yorum

    Eğer sen, can konağını arıyorsan, bil ki, sen cansın. Eğer bir lokma ekmek peşinde koşuyorsan, sen bir ekmeksin. Bu gizli, bu nükteli sözün manasına akıl erdir...

  • Kıskançlık kıyaslamaktır

    tarafından on 12 Ağustos 2018 - 0 Yorum

    Kıskançlık kıyaslamaktır Ve bize kıyaslamak öğretilmiştir, biz kıyaslamak üzere koşullandırılmışızdır, her zaman kıyaslamak. Başka birisinin daha iyi evi va...

  • Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil

    tarafından on 10 Ağustos 2018 - 0 Yorum

    Sevmek; güzel birinde aşkı aramak değil, bir başkasında kendini bulmaktır... Dostoyevski 

  • Kırık Kalpler İçin Sözler

    tarafından on 10 Ağustos 2018 - 0 Yorum

    Gün gelir aklına düşersem eğer;beni değil;sevgimi hatırla!Ağlayışımı değil; gidisini hatırla! Sensiz oluşumu değil;bana elveda deyipte, ÖLDÜRDÜGÜN GÜNÜ HATIRLA....